Travma

Dün iş çıkışı meslektaşlarımla konuşurken, birden bir arkadaşımızın telefonu çaldı. Hepimiz irkildik. Herkes gayrı ihtiyari birbirine bakarak buruk buruk gülümsedi sonra, o adı konulmamış şeyi fark ettiğini belli edecek şekilde: Telefonlar çaldığında irkiliyorduk! Ya kötü bir haberse?

20’li yaşlarının sonunda, 30’lu yaşlarının başında, ülkenin girilebilecek bütün sınavlarında derece kazanmış bir grup genç, telefonunun çalmasıyla bile irkilir hale gelmişti. Hayatının baharında, alacağı bir haberden ürkecek hale gelen, güven bunalımında bir grup garibandık. Yaşıtlarımızın gönül eğlendirdiği yaşlarda dirsek çürütmüş, onların keyif çattığı günlerde saçlarımızı ağartmıştık ve onca yılın sonunda elimizde kalan anksiyeteden başkası değildi.

Hepimiz geceleri kabuslar görüyoruz, hiçbirimizin ağzının tadı yok, hepimiz her telefon çağrısında bir defa daha korkuyoruz.

Bazılarımızın hayattan hiç ümidi kalmadı.

Havalı gökdelenler, şatafatlı arabalar, tornadan çıkmış gibi birbirinin aynısı dışı hoş ama içi boş insanlardan kurulu, vasatlığın hakim olduğu bu içi çürümüş çağa tezat, dünyaya bir değer katmaya çalışırken; farkına bile varmadan tükenmişiz.

Bunun adı “Travma Sonrası Stres Bozukluğu”.

Hepimiz hasta olduk.

Travmamız ise mesleğimizin ta kendisi.